
2010. Bir önceki gününden kısmen farksız bir temmuz akşamında, stüdyoda bir başıma oturup önümdeki hayali davulun zillerine dokunuyorum. Saat 22.47, belki 48. İçerisi boş ve tekinsiz, kapının kilidi yok. Saat 23.00; vakit tamam, kimse gelmeden gidiyorum. Kampüs bomboş. Dışarı çıktığımda çam kokusu sarmalıyor tenimi, rüzgarın elinden kurtulup bana koşuyor sanki. Bileklerimde, kulak arkalarımda hissediyorum kokuyu, kalbimin attığı her yerde; saçlarımın arasına doluyor tüm gücüyle. Tüm hücrelerim nefes alıyor artık. Kalp atışım normalin biraz üzerinde. Kulaklarımdaki uğultunun dahi bastıramadığı korkunç bir sessizlik örtülmüş ölü şehrin üstüne; pürüzsüz, gökyüzü gibi. Sonra bir an ‘tek’ kalma ihtimaliyle doluyor damarlarım. Koşarak 36 km gidebileceğime inanıyorum nedensizce. Nefesim yetmediğinde adımlarımı küçültmeyi, sonra hiç yürümemeyi, durmayı, mümkünse kalmayı…
Eve vardığımda pencereyi sonuna kadar aralıyorum; kendisi kendi sahasında rüzgar karşısında hükmen mağlup. Son bir kez kontrol ediyorum her şeyi.
“Merhaba,
Bu gece (14 temmuz Çarşamba) saat 22.45-22:50 arasında çalan olağanüstü gitar melodisine sahip enstrümantal parçanın ne olduğu hakkında bilgi verebilir misiniz? Hangi program olduğunu bilmiyorum ama parçadan hemen sonra bayan sunucu programın kapanış anonsunu yaptı (bu arada ben de arabadan inmek zorundaydım).
Not: Yıllar sonra Ankara’ya gelip arabada geçirdiğim bir 15 dakikada size denk gelmekten büyük keyif aldım. Çok eskilerden bir dostun selamı, toy gençliğimden anlık bir esinti. Hala ne kadar iyisiniz diyorum.
Sevgiler,”
Suratımdaki gururlu ifade birden değişiveriyor, mimiklerimi kontrol edemiyorum o dakikadan sonra. O yalnızlık hissinin farkında olmadan, daha mühimi elimde olmadan, bir başka şeye evrildiğine tanık oluyorum o anda. Orada birisi var. Beni duymuş, beni dinlemiş, bana yazmış. Yalnız değilimişim diyorum içimden. “Yaalnııızzzz Değilmiiiişiiiiiimmmmmmmmm” Esnerken kelimeler italik çıkıyor ağzımdan. Sağa yatık, ama dirençli.
İnandığım şeyler o gece kafamı yastığa koyduğumda da değişmedi. Ellerimi açıp yakardığım tek gerçek müzikti.
Artık gücümün kalmadığını hissettiğim bu sıradan gecede, yorgunluğun üst sınırını her geçen gün biraz daha yükselttiğim şu dönemde fikrimi değiştiren de yine o şarkı:
The American Dollar - Signaling Through The Flames (The Technicolour Sleep, Yesh, 2007)
-
tuzlabuz liked this
-
13melek liked this
-
nonvideo liked this
-
organizedsounds posted this
Source: theamericandollar.bandcamp.com