What a Day*


Tam olarak 1 hafta geçti Patton’ı kanlı canlı izlemem üzerinden. Geçen süre zarfından dinlediğim ve izlediğim hiçbir şey bana o zevki veremedi. Konserle ilgili yazmak için üzerinden zaman geçmesini bekledim, belki etkisi geçer diye hatta, nö, ben yaşayana kadar etkisi devam edecek bir konserdi 12 Ağustos 2009 Faith No More İstanbul konseri. Detaylara geçelim:

“Patrondan izin aldım, bir kişi kalmıştı halledilecek” demişim en son. O kişi de halledildi, ve ben çarşamba sabahı her şeyi bırakıp AŞTİ’den ilk otobüse biletimi aldım. Yanımda hiçbir kitap ya da okunacak bir şey almamıştım ve yol boyunca müzik dinlemek ya da uyumak durumundaydım. Müzik dediğim sizi yanıltmasın, yanımda sadece diskografisiyle Faith No More vardı elbette. Sıkıcı ve sıcak bir yol macerasının ardından Beşiktaş sokaklarında gezindim biraz, hayır elbette kaybolmadım, ama tahminimce 8 kişiye filan yol sordum. Hepsi farklı yerleri tarif ettiler ehuea. Küçükçiftlik Park’a geldiğimde kapı açılışına 10 dk ve önümde 10 kişi vardı. Endişelerimle beklemeye devam ettim, kapı açıldı, içeri girildi ve zaten evden çıktığı gibi İstanbul’a giden ben hiçbir arkadaşına haber ver/e/mediği için tek başına bir konser izlemek için hazırlanmaya başladı. “Tek başımayayım bari dikkat çekmeyeyim daha fazla” diye en yakın banka adeta kalkmamak üzere yerleştim içeri girer girmez. Benim gibi tek gelen ve benim gibi çaresiz görünen bir kişi daha varmış arkamda, bir İrlandalı. Birkaç dakika sonra omzuma dokunan parmakların sahibine baktım dönüp, bana ön grupların kimler olacağını soruyordu. Ben de o sırada bi diğer bankta sohbet eden Nekropsi elemanları ve Hakan Tamar’ı gösterdim. Muhabbet ettik, My Bloody Valentine ve Smashing Pumpkins’ten filan konuştuk hatta; tamamen şans eseri orada olduğundan bahsetti sevgili irish. Yaklaşık 20 dk sonra benim aslında İstanbul’a gideceğimi tek haber verdiğim kişi, on numara insan, Evrim geldi ve biz sevgili irish’i oracıkta bırakmak durumunda kalıp başlamaya yakın konser için en önde yerimizi aldık.

Önce Nekropsi. Nasıl özlemişim yine. Deliler sahneye çıktılar ve sadece çaldıkları bir kaç şarkıda bile seyirciyi coşturmayı başardılar (klişe). O sırada Cevdet beni fark etti ve kafasıyla selamladı, nasıl mest oldum anlatamam. E fark etsin tabii da, röportajda giydiğim t-shirtümü giymiştim. Erken inen Nekropsi’den sonra Kurban yerini aldı, Kerem sahneden inmedi bu arada haha. Kurban sıkıcıydı, yani birleştiler iyi hoş da, meegh bilemedim, bi yandan FNM için sabırsızlanırken bi yandan ‘Yine’ye eşlik edemedim işte. Sonra yaklaşık 1 saatlik bir müzik arasında bizde ayaküstü Evrim’le sohbet ettik, kendisi Nekropsi’yi çok beğenmiş, ben de buna sevindim tabii.

Geçen 1 saatten sonra sahne kırmızı perdelerin yarı rüzgar yarı FNM etkisiyle havalanmaya başlamasıyla gittikçe artan kalabalık da yerinde hareketlenmeye başladı. Beklenen an geldiğinde, Patton sahneye adımını attığında, hissettiklerimi sanırım uzun bir süre bir daha hissedemeyeceğimi fark ettim. Dolu dolu 2 saat, bize 20 dk gibi gelen bir sürede geçti gitti. Gerçi, The Real Thing ve Mouth To Mouth bekliyordum setlistte ama olmadı, bir dahaki sefere. Detayları diğer bloglar ve sözlükten takip etmişsinizdir zaten, playlist filan da yazamayacağım şimdi ama neredeyse her şeylerini o sahnede bi kez daha çaldılar. T-shirt alamadım bu arada, çok içimde kalacaktı bu sonra.

Konser bitti, Evrim’le yarım saatlik bir Peyote keyfi yaptık konserin hemen ardından, terasın yarısı FNM t-shirtlü insanlarla doluydu, ben almadığıma pişman oldum. Ardından yol öncesi bir de karnımı doyurduk. Sonra da doğruca Kamil Amca’nın yazıhanesine doğru yol aldık. Bahçesinde bir adet FNM t-shirtü olan ve daha sonra kendisinin Dengesiz Herifler’in davulcusu Eren olduğunu öğreneceğim genci gördüğüm (burada ikinci kez pişman olmuştum) Alibeyköy’de geçen 40 dknın ardından Kamil Amca’nın otobüsüne bindim ve Ankara yolculuğu başladı. Uykuyla dolu dolu geçen 6 saatin ardından eve varış, anneyle “sen delisin” muhabbeti, kahvaltı+duş kombosu, iş başı vs vs. Patton’dan sonra ne anlatsam hepsi klişe gelecek, kısaca geçtim buraları.

Esasen, ben ne o kadar çılgın ne de plansız yaşayan bir insanım. Sadece o adamı kanıyla canıyla bir kez izlemek istiyor, sesini duymak istiyordum. Gördüm, izledim, duydum hatta eşlik ettim. Sanırım uzun bir süre de böyle bir şey yaşayamam.

Hatta sanırım hakkında bu kadar uzunca yazacağım bir grup da bulamam bir süre.

*FNM - What a Day (King For A Day Fool For A Lifetime, Slash/Reprise, 1995)

Wednesday Aug 19 @ 03:14pm
»
«


powered by tumblr | themed by fusels