Dinowalrus - Bead (%, Kanine, 2010)

nothing will change today
is what i always say
yes, things will get too rough
i can never get enough
Ataxia - The Sides (Automatic Writing, Record Collection Music, 2004)
Tuesday May 15 @ 07:05am
(Roportajin videosuna ve yazinin/gorsellerin tamamina feat. blog‘dan ulasabilirsiniz)
Psikoloji alanında uzmanlaşmış olsaydım çocukların “musical giftedness” ya da dilimize çevirmeye çalışırsak, müziğe yeteneklilikleri hakkında detaylı bir yazı yazmayı denerdim. Hatta biraz bilgi ve cesaretle konuyu etnik köken perspektifinden de yorumlamaya çalışır, nedenleriyle/sonuçlarıyla konuyla ilgili kuvvetli tezler öne sürmeyi deneyebilirdim. Yine de psikolojiye ve etnisiteye olan mesafem, Almanların müziğe, özellikle klasik anlamda, olan yeteneğine dair inancımı korumama engel değil. Bu yazının öznesi olan ve bu inancımı kuvvetlendiren karşılaştığım son örnek ise 17 Mart akşamı Borusan Müzik Evi’nde “hazırlanmış piyanosuyla” ağırladığımız Hauschka, ya da asıl ismiyle, Volker Bertelmann.
Konser öncesi 15 dakikasını bize ayıran Bertelmann ile çocuk yaşta almaya başladığı klasik piyano eğitiminden 2012’deki planlarına kadar, çeşitli konularda samimiyeti her kelimesinde hissedilen bir sohbet gerçekleştirdik.
Düsseldorf / Almanya doğumlu olan Bertelmann ilk olarak 9 yaşında almaya başladığı piyano derslerine yaklaşık 10 yıl kadar devam etti ve henüz 18’indeyken ilk dizi müziğini “Ein Fall für Zwei” için besteledi. Ardından, kısa bir kafa karışıklığından olsa gerek, 2 yıllık tıp ve akabinde 2 yıllık ekonomi eğitimine yöneldi, ancak aradığı şeyin aslında hep sahip olduğu şey, müzikal yeteneği olduğunu anladığında bunun profesyonel eğitimini devam ettirme isteğiyle Hamburg’daki Kontaktstudiengang Popularmusik’de pop müzik eğitimi almaya başladı. Çeşitliliğin kendisini zenginleştirdiğini asla inkâr etmeyen Bertelmann’a tam da bu noktada ‘prepared piano’ kullanma fikrinin nasıl doğduğunu, klasik piyano eğitimindense icra ettiği müziği çeşitlendirme fikrinin nasıl geliştiğini sorduğumuzda kendisi yanıtın yine çocukluğunda bulunduğunu söyleyerek ekledi:
“Evet, genel olarak 12 yaşındaki ilk rap grubumdan itibaren, ritimden, bas tınısından, söylemekten, rap yapmaktan çok fazla etkilendim. 90ların o müziğini, Grandmaster Flash’i seviyorum. Demek istediğim, piyano tüm bu zaman boyunca hayatımdaydı ama sonra ben bir hiphop grubunda şarkı söylemeye başladım. Pek çok grupta performans sergiledim, yüksek bass ve gitar sesleriyle fiziksel bir müzik yaptım. Sonra tekrar piyanoya dönünce müziğin kırılgan olduğunu fark ettim. Sessizlik ürkütücü olabiliyor. O çaldığım eski grupları, davul setimi, iyi bildiğim şeyleri özlemeye başladım. Bu nedenle piyanonun tellerini kullanarak ve ‘hazırlayarak’ onu hem bir piyano hem de bir davul sesi olacak şekilde kullanma fikrini benimsedim.”
Yabancı olanlar için özetlemekte fayda var, “prepared piano” şeklinde adlandırılan aslında bildiğimiz piyanodan farksız. Mucidi tam olarak belirtilmemekle birlikte John Cage ismiyle sıkça anılan ve temel olarak bir çalış tekniğini ifade eden ‘prepared piano’, piyanonun telleri üzerine onun tınısını değiştirecek, çivi, tahta hatta kauçuk gibi nesnelerin konulmasıyla, şeklen değiştirilen bir piyano aslında.
Cage’in benimsediği fikrin dayanağı, müdahaleden arınmış ve kendini yolunu bulduğuna inanılan, çevremizde bulunan o dağınık seslerin bir bütünlüğü ve kimliğinin olduğu yönünde. Bu nedenle Cage’in geliştirdiği ‘prepared piano’ tekniğini sesin niceliğiyle oynamadan niteliğine etki eden bir teknik olarak düşünebiliriz. Duyduğumuz tek bir müzik aletinden çıkan bir ses ancak bu kimi zaman bir bass gitar kimi zamansa bir davul tonunda. Ve hangi eşyanın piyanoya nasıl etki ettiği Bertelmann’in evde bir başına kalıp müziğine yoğunlaştığı zamanlarda ve çoğunlukla doğaçlamalar sonucu keşfediliyor.
Eğer çaldığınız alet bir piyano ise gittiğiniz her yere onu götürmeniz ya da kaldığınız otel odasında besteler yapmanız pek mümkün olmuyor. Bertelmann da bu nedenle, her ne kadar yanında klavyesini taşısa da, bestelerini herkes evden gittiğinde, kahvesini yudumlarken deneme yanılma usülüyle yapıyor ve kaydediyor. Turne zamanları haricinde evinde geçirdiği bu zamanlarda günde 20-25 adedi bulan bestelerini hard-diskinde sonradan dinlemek üzere saklıyor ve belirgin bir süreyi sadece bu üretim sürecine ayırıyor. 2-3 hafta sonra, yaptığı işleri sırayla dinlemeye başlıyor eleğinden geçen sesler bazen bir EP, bazen bir düet, bazense bir remix albüm olarak karşımıza çıkıyor. Söz günde 20’ye yakın beste yapabilen biri olduğunda yayımladığı albümlerin/EP’lerin arasındaki süre de aynı ters orantıyla kısalıyor. 2011’de 3 farklı kayıtla karşımıza çıkan Hauschka, yanına Mum’dan tanıdığımız Hildur Guðnadóttir’i alarak kaydettiği ve şubat ayında yayımladığı albüm Pan Tone ile 2011 yılı dahilinde ilk defa radarımıza girmiş, ardından nisan ayında yayımladığı Fat Cat etiketli Salon des Amateurs ile diskografisindeki nitelikli kayıtların sayısını artırmış, ve son olarak da kasım ayında yayımladığı 3 şarkılık Youyoume adlı EP ile 2011’e sakin bir nokta koymuştu. Gerek önceki albümlerinden gerekse EP ve düet albümlerindeki alışılan tarzından biraz daha ritmik bir tınıya kaydığı son albümü Salon des Amateurs ile Bertelmann için, albümde işlediği electronica dokusuyla avant-garde çizgisinin ötesine bir paralel çektiği ancak deneysel kimliğini korumaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Zaten kendisi de gençlik yıllarına duyduğu özlemin bu albümün temel kimliğini oluşturduğunu her fırsatta belirtiyor.
Söyleşimizde, bekledğimizin üstünde bir sıcaklık gösteren Hauschka, aynı sıcaklığı müzikal yolculuğunda karşısına çıkan, tanıştığı çoğu “meslektaş”ına da gösteriyor. Aynı plak şirketi altında olsun olmasın birlikte turladığı pek çok müzisyenle ortak bir üretim sürecine girmek onu hem müzikal anlamda doyuran hem de mutlu eden bir durum. Bu yüzdendir ki Salon des Amateurs’da Mum, Calexico ve Modest Mouse’dan John Plummer isimlerini gördüğünüzde şaşırmamalı.
Kendisi 2012’de bu işbirliklerine bir yenisini daha ekleyecek üstelik. Bertelmann, mayıs ayında Deutsche Grammophon etiketiyle ve Grammy ödüllü viyolonist Hilary Hahn iş birliğiyle yeni bir albüm yayımlamaya hazırlanıyor. Bertelmann’ın 2012 yılının ilk yarısına ait takvimi elbette bununla sınırlı değil; bir adet Salon des Amateurs remix albümü de yine yakın zamanda raflara dizilecek Hauschka albümlerinden olacak. Bunun yanı sıra müzisyen nisan ayında Kenya – Almanya arasındaki müzik etkileşimini kuvvetlendirmek amacıyla Kenya’ya gidip 2 haftalık bir süre içinde Kenyalı müzisyenlerle birlikte yeni besteler kaydedecek ve konserler verecek. Bertelamann’ın yayımlanma tarihi olarak 2013’ü belirttiği bu albüm, önümüzdeki zamanlarda da müzik çalarlarımızı ve ilgimizi kendisine rezerv etmemiz gerektiğinin şimdilik bildiğimiz tek nedeni. Ancak şüphesiz bu nedenler Bertelmann çalmaya devam ettikçe var olacak, çoğalacak…
Thursday May 3 @ 02:00amAlmanların ‘stoner rock’ta da iyi olduklarını kanıtlamak gibi gereksiz bir misyonum olduğundan Colour Haze’in damar gitar dokunuşlarının ardından, yeni farkında olduğum bir grubu da huzurlarınıza sunmaktır bu yazının tek derdi.
Baylar, bayanlar; içinde çok fazla tanıdık tınıları barından, 10 dakikayı aşkın muhteşem uyumlu müziğiyle karşınızda Berlin’den Rotor:
Rotor - Costa Verde (4, Elektrohasch, 2010)
En azından 10 dakikanızı hak ediyor.

Uzun sessizliğimin nedeni vardı elbette. Tabletleriniz varsa, artık oradayım/oradayız.
Feat. yayında. Android için https://t.co/C2r3joWZ ve iPad için http://t.co/M6MNj5OZ adreslerinden ilk sayımızı indirebilirsiniz. Dahası gelecek, ve burası elbette daha dolu bir içerikle devam edecek!
https://twitter.com/#!/featmag
Monday Mar 26 @ 04:21pm