2011 yılının büyük bir kısmında gözler/kulaklar kapalı gezdiğimden etrafımda olup bitene azıcık mesafeli kalmış olmalıyım ki geçen senenin mahsüllerinin yeni yeni farkına varıyorum. Bu temkinli olma durumu öyle bir hal almıştı ki, “2011’in en iyi 10 albümü” dendiğinde ilk üç saniyede bir çırpıda sıralanıveren albümlere dair en ufak bir fikrim olmadığı zamanlar bile olmuştu. Ancak yine de yersiz liste heveslerinden vazgeçeli çok olduğundan bundan ötürü herhangi bir üzüntü duyduğum veyahut serzenişte bulunduğum pek söylenemez.

Yine de ara ara bu eksikliği hissettiğimden dolayı kendimi kaybettiğim bir müzikal keşif seansı esnasında, daha önceleri adını duyduğum ancak şu an hiçbir şekilde nedenini hatırlayamadığım bir şekilde es geçtiğim bir grup 2011 model albümleriyle karşıma çıktı: Bohren & der Club of Gore

Bohren & der Club of Gore, Thorsten Benning, Morten Gass, Robin Rodenberg ve Christoph Clöser’den oluşan, 1992 yılının muhtemelen tatlı bir sonbaharında Almanya’nın nüfusu en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’da kökleri atılan bir grup. Çeşitli türlere yakınsayan ancak tek bir tür tarafından asla kapsanmayan birtakım müzikal icraatleri olan bu adamlar, ilki 1994 yılında olmak üzere 1 demo, 3 ep, 7 stüdyo albüm yayınladı. Hollandalı enstrümental müzik grubu GORE’a atfen isimlerini seçen grubunun müziğinin tasviriyse biraz zor. Öyle ki kendileri bile, müziklerini tanımlarken kullandıkları “unholy ambient mixture of slow jazz ballads, Black Sabbath doom and down tuned Autopsy sounds” ifadesiyle kafa karşıklıklarını ve bu grift yapıyı özetliyorlar aslında.

Grubun önceki yayınladığı albümler esası itibariyle bütün olarak hikayesi olan albümler; hayır, herhangi bir dünya meselesi filan değil anlatmak istedikleri, sadece her dinleyenin, dinlediği an kendi örgüsü, kurgusu oluşuveriyor kafada. Herkesin seçtiği giriş-gelişme içinden çıkamadığı sonuç yumağı gibi… Son albümse biraz daha işlerin öznelleştiği, her şarkının kendi giriş-gelişme-sonuç kısımlarını ihtiva ettiği olgun bir albüm işte, tek başına ayakta duruyormuşçasına. Çok sonraları bile dinlediğimde ilk günkü tazeliğini koruyacağından emin olduğum bu son albüm, Beileid, 28 Haziran 2011’de Mike Patton’ın plak şirketi Ipecac Recordings tarafından yayınlandı. Ancak Patton, asla (daha önce olduğu gibi) sadece yapımcı sıfatıyla yetinmeyeceğinden olsa gerek, grubun bu albümdeki 3 şarkısından biri olan, bir Warlock cover’ı olan, Catch My Heart’ta bize sesini de duyurmuş. En azılı yalakası olduğum bu müzikal figürün  Bohren & der Club of Gore için yaptığı bu güzellik ise beni gece gece yakalayan bir diğer neden işte.

Özetle; 

2011’de sizi bir karadelik gibi içine çeken şeyleri düşünürken ve muhtemelen güneş yerini çoktan karanlığa bırakmışken arkada bir müzik duyduysanız, o muhtemelen bu adamlara aitti, ve şüphesiz o, günün en saf halinin, gecenin müziğiydi:

Bohren & der Club of Gore - Catch My Heart [Warlock cover] (Beileid, Ipacac, 2011)

* Bilahare şu Ipecac Recordings ve uygulamalarından bahsetmek gerek. Patton’ın kendi gibi orijinal bu şirket de.

Bazen hayatıma soundtrack hazırlıyormuşum gibi geliyor. Farkında olmadıklarımı hafızaya alıyorum, yaşadığım/yaşayacağım sahnelerde play tuşuna çabuk dokunayım diye. Sıralar az çok belli. Cenazemde çalacak şarkıyı belirlemiştim mesela.

Yukarıdakinin sırasıysa çok net değil ama mutlaka bir zamanda ihtiyacım olacakmış gibi hissediyorum:

House of Love - I Don’t Know Why I Love You (House of Love, Creation, 1988)

Odonis Odonis - Mr. Smith (Hollandaze, Fat Cat, 2011)

From Toronto, with reverb…
Best. 


Ólafur Arnalds & Nils Frahm, Volksbühne, 26 Temmuz 2011

Kafaların pirüpak olduğu, MTV’nin böyle müzikler çaldığı, Verve’ün en güzel zamanını yaşadığı yıllardı 90-95 arası:

Verve - Blue (A Storm in Heaven, Virgin, 1993)

Meanwhile, I’m searching with my brain blown eyes,
See the world through my dirty lonely mixed up mind.

Accent theme by Handsome Code

"Music is organized sound" - Edgard Varèse Yet another partially-industrialized fully-organized music tumblog which belongs to my previous weekly radio show whose aim was to stream "other" tunes to listeners. You may listen to on wednesdays @21.00 - 23.00 (CET +1) via Radyo ODTU FM 103.1 (for Ankara, Turkey) or http://www.radyoodtu.com.tr (for the row) Me? You may call me as a devoted radio broadcaster, desperate economics student, novice auditor, constant banana-lover, heartland rocker, control freak or just a girl who floats in space. Though, primarily I am a semi-utilized music consumer and therefore, not on my indifference curve yet. I'm still aiming for "the greatest happiness for the greatest number of people". And yes, I love John Stuart Mill. However, if you're still interested in something/somewhere much more personal, here is my soon-to-be-updated spinoff for you...
Archive Episode Archive 8tracks Last.fm Twitter Submit Ask Me